Son Yazılar
bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2018 Perşembe

ABD'nin büyük UZAYLI sırrı ifşa edildi
- İNTERNET GÜNLÜĞÜ yazdı. 0


UFO kelimesi ve aşağıda barındırdığı anlamlar uzun zamandır insanların aklını kurcalamaya devam ediyor. Uzaylı kelimesi denince akıllara gelen birincil ülke olan Amerika Birleşik Devletleri'nin ise senelerdir UFO'lar ile ilgili bir takım sırlara sahip olduğu söyleniyordu. Ülke olarak kendilerinin uzaylılar iletişime geçtiğine dair yüzlerce komplo teorisi yer alan Amerika Birleşmiş Devletleri hakkında ortaya çıkan bir bilgi sonucu yaklaşık olarak yer yerinden sallandı. Ortaya meydana çıkan bilgilere tarafından Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı'nın bir UFO yorumlama birimi bulunuyor. Yani UZAYLI'ların gerçekte de Pentagon'un ilgisini çektiğini söyleyebiliriz.

ABD, uzaylılar ile yakından ilgilenmiş

2007 ile 2012 yılları aralarında devlet kadar fonlanan bu birimin para akışı derhal indirilmiş durumda. Oysa para akışı kesilen bölüm, çalışmaya devam ediyor. Advanced Aerospace Threat Identification adını alan bu bölüm başlangıçta Senatör Harry Raid göre fonlanmaya başlamış. 2012 yılına kadar 22 milyon dolar fonlanan bölüm hakkında hemen şimdi resmi bir açıklama gelmedi.

The New York Times'ın ortaya çıkardığı bu veri sonucunda muhtemelen hükümet devlete ait bir yorumlama ile halkın karşısına çıkacaktır.
Devamını Oku

10 Kasım 2017 Cuma

13 Bin Kilometrekarelik alan Sessiz Bölge ilan edildi
- İNTERNET GÜNLÜĞÜ yazdı. 0



Wi-Fi Olmayan Bir Yerde Yaşamak

Bir yer düşünün ki kablosuz interneti yok, diğer modern teknoloji aletleri kullanılmıyor hatta cep telefonu kullanımı bile yasak. İşte Amerika’nın Virginia eyalatinde bulunan Green Bank kasabasında yaşananlar bunlar. Hem de bir teleskop yüzünden!

Washington D.C’den 4 saatlik karayolu ile ulaşabileceğiniz Green Bank, adı gibi yeşil bir kasaba. Green Bank’da resmi olarak şu an sadece 143 kişi yaşıyor. Kendi yerlilerinin dışında kablosuz modern teknolojilerin insan sağlığını olumsuz yönde etkilediğine inanan bazı kişiler de bu kasabayı bir kaçış yeri olarak görüyor. Kasabanın bu durumda olmasının nedeni ise 148 metre uzunluğunda olan Robert C. Byrd Teleskobu.

Robert C. Byrd dünyanın her yöne yönlendirilebilen en büyük radyo teleskobu. Green Bank kasabasında bunlardan dokuz adet var ve en büyük olanı bu. Tüm teleskopların sahibi Amerikan devleti ve hepsi Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi tarafından kontrol ediliyor.

Radyo teleskopları uzayı izlemek yerine dinlemenize yarıyor. Çünkü bir gezegenden veya farklı bir gökcisminden gelen elektromanyetik radyasyon izleri gözle görünür olandan daha farklı şeylerin gün yüzüne çıkmasına neden olabiliyor. Hatta bilim insanlarının ışığın ulaşamadığı uzak bölgeleri keşfetmesini sağlıyor. Son yıllarda bu teleskoplar Satürn’in uydularını ve Merkür’ün erimiş çekirdeğini izlemek için de kullanıldı.

Robert C. Byrd teleskobunu kullanmak için dünyanın her yerinden astronomlar geliyor. Bu teleskop o kadar hassas ki yere düşen her bir kar tanesinin bile enerji karşılığını bulabiliyor.

Böylesine hassas bir dinleme aracı neden teknolojiden tamamen yoksun bir bölgeye ihtiyaç duyuyor?

Bunun nedeni baya geçmişe, telefon hatlarının ilk kurulduğu yıllara kadar gidiyor. Bell Labs isimli firma 1932 yılında ABD genelinde telefon sistemleri kurulumu yaparken teknisyenleri yayınlar üzerinde statik bir ses duyuyorlar. Şirket bu sesin kaynağını bulmak için bir elektrik mühendisini işe alıyor ve mühendis kaynağı buluyor: Samanyolu Galaksisi!



İki yıl sonra, federal hükümet ülkenin uzak galaksileri dinlemesi gerektiğine karar veriyor ve bunun için kendi radyo teleskobunu yapıyor. Fakat, soru şu: Bu kadar büyük bir teleskobu nereye koyabilirler? Çünkü basit bir radyo yayını bile uzaydan gelen seslerin değişmesine veya engellenmesine neden olabiliyor. İşte bu yüzden Green Bank kasabasını seçiyorlar.

Green Bank, Allegheny dağları ile çevrili olduğundan dışarıdan gelen seslere karşı doğal bir koruma sağlıyordu. Kasaba sanayi anlamında da çok gelişmiş değildi. Bu da ileride teleskopun artan nüfusdan dolayı eziyet çekmeyeceği anlamına geliyordu. Tüm bunların haricinde Green Bank 38. paralelde bulunuyor. Yani Samanyolu Galaksisinin dünyadan en iyi göründüğü yerlerden biri.

1958 yılında, Federal İletişim Komisyonu 13.000 kilometrekarelik bir alanı sessiz bölge ilan etti. Sessiz bölge ulusal parklardan ve boş alanlardan oluşan büyük bir bölgedir. Tahmin edeceğiniz gibi bu bölgenin içinde Green Bank da var. Bu sessiz bölgede cep telefonları ve kablosuz internet gibi modern iletişim cihazları sıkı bir kanun ile yasaklanmıştır. Kasaba sakinlerinin sadece toprak hatlı telefon ve kablolu internet kullanmasına izin verilmiştir. Kasabada oturanlara göre internet de oldukça yavaşmış.

Bu kampüs Ulusal Bilim Vakfı tarafından fonlanmaktadır. Fakat iki yıl önce Amerika’nın kemer sıkma politikalarının bir sonucu olarak burasının kapatılması için de teklif verilmiş. Ulusal Bilim Vakfı buna daha cevap vermedi fakat kararın bu yıl içinde çıkması bekleniyor. Washington burayı devam ettirme kararı verse bile eğer dış finansman bulamazsa gözlemevi 2017 yılında kapanabilir. Green Bank sakinleri de modern teknoloji ile tanışmış olur.

Kaynak: https://goo.gl/h9k8pG
Devamını Oku

1 Kasım 2017 Çarşamba

Parmak İziniz Çalınıyor
- İNTERNET GÜNLÜĞÜ yazdı. 0

Hacker’lar parmak izinizi çalabiliyor

Chaos Computer Club isimli bilişim zirvesinde ortaya atılan iddiaya göre, hacker'lar parmak izlerini de kolaylıkla çalabiliyor.

Almanya’nın Hamburg kentinde her sene düzenlenen Chaos Computer Club isimli bilişim zirvesinde bilgisayar korsanlarının parmak izini de çalabilecek teknolojiye sahip olduğu belirtildi.
Chaos Computer Club’da konuşan 'Starbug’ adıyla bilinen Alman hacker Jan Krissler, birkaç yüksek çözünürlüklü fotoğrafın kişilerin parmak izinin çalınması için yeterli materyali sağladığını açıkladı.
Sıradan bir kamera kullanılarak şahısların parmak izinin biyometrik tanımlamasının yapılabileceğini öne süren Jan Krissler, bu durumun bir süredir bilindiğini ve bu yüzden çoğu politikacının kamuya açık alanlarda eldiven ile dolaştığını kaydetti.

Devamını Oku

23 Eylül 2017 Cumartesi

Cambridge Üniversitesi yapay zeka geliştirdi
- İNTERNET GÜNLÜĞÜ yazdı. 0

Cambridge Üniversitesi’nden araştırmacılar, koyundaki yüz ifadelerini okuyarak koyunun ne değin acı çektiğini ölçebilen bir suni zeka algoritması geliştirdi.
Geliştirilen sistem; hayvancılıkta acı veren durumları erken tespit etmede işe yarayabileceği gibi, ileride insan yüzündeki duyguları okuyabilecek yapay zekaların da habercisi olabilir.
Bugünün popüler yapay akıl androidlerinden biri, MARVEL’in “S.H.I.E.L.D Ajanları” televizyon dizisinden geliyor. Aranızdan son sezonu izlemiş olan varsa şu başlıca dek ya ADA’yı seviyor, veya ADA’dan korkuyordur. Bu gerçek dışı yapay akıl karakterinin en ilginç yanı, insanların duygularını okuyabilmesidir. Cambridge Üniversitesi’ndeki araştırmacılar doğruca suni zekanın bu yeteneği, yakın zamanda bilim kurgu dizilerinden reel hayata geçiş yapabilir.
Böylesi bir sistemi için birincil adım, algoritmayı daha basit yüz ifadeleri ile yalnız muhakkak bir duygu üstüne eğitmektir. Bu amaçla Cambridge ekibi, koyunun acı içinde olup olmadığını anlamaya yarayan bir alet öğrenmesi algoritması ilerletti. Araştırmalarını da IEEE Milletlerarası Otomatik Yüz ve Jest Tanıma Konferansı’nda sundu.

Takım, geliştirdiği sisteme (SPFES) acı çeken koyunun yüzündeki 5 öbür özelliğin nasıl tanımlandığını öğretti.  Bunun için 500 koyun fotoğrafı taşıyan bir data seti kullanıldı. Bir sonraki aşamada, algoritma acının şiddetini göstermek için bu özellikleri 1’den 10’a giden bir ölçekte sıraladı. Birincil testler SPFES’in acı seviyesini % 80 doğruluk payı ile tahminleyebildiğini gösterdi.
SPFES, bu araştırmayı yürüten Cambridge Profesörü Peter Robinson’a tarafından yeni bir sıçrayış. Robinson çalışmayla ilgili olarak, “Bu alanda insanlarla yürütülmüş çok fazla çalışma var; hayvan yüzlerine ait çalışmaların birçok ise Darwin kadar yapılmıştı. Darwin, insanların ve çoğu hayvanın duygularını benzer davranışlarla gösterdiğini söylemişti; böylece biz de halk ve bizim hayvan yüzü çalışmamız arasında bir kesişim olabileceğini düşündük.” diyor.
Çalışmada bulunan Marwa Mahmoud ise, “Ilginç kısmı, acı çektiklerinde koyun ve insan yüzlerindeki aksiyonlar arasında keskin bir analoji olması.” biçiminde belirtiyor.
Bir sonraki aşamada, takım SPFES’e hareket eden görsellerden koyunun yüz ifadelerini nasıl okuyabileceğini öğretmeyi umuyor. bununla beraber, sistemin koyunun direkt kameraya bakmadığı durumlarda çalışmayı öğrenmesini bekliyor. Algoritma süratli çare gerektiren ve acı veren durumların erken tespitinin yapılmasını kolaylaştırarak hayvanların hayat kalitesini arttırabilir.
Gelecekteki çalışmalar ise, doğal ve yapay zeka arasındaki çizgiyi bulanıklaştırarak insan duygularını içten bir şekilde tanıyan ve bu duygulara karşılık verebilen sistemlerin geliştirilmesini sağlayabilir.
Kaynak
https://futurism.com/researchers-have-created-an-ai-that-could-read-and-react-to-emotions/

Devamını Oku

21 Eylül 2017 Perşembe

Çelikten 5 kat daha dayanıklı hidrojel üretildi
- İNTERNET GÜNLÜĞÜ yazdı. 0



Bilim insanları, çelikten 5 kat daha dirençli ve esneyebilen bir hidrojel üretmeyi başardı. Bu yeni elde edilen malzeme, suni tendon ve ligament olarak kullanılabilecek.
Japonya’daki Hokkaido Üniversitesi’nden araştrımacılar, lif katkılı yumuşak kompozit (FRSC) olarak isimlendirdikleri bu malzemenin içeriğinin, yüksek su oranına sahip hidrojel yapısına sırça lifler eklenerek oluşturulduğunu belirttiler.

Araştırmacılardan Jian Ping Gong, elde edilen bu malzemenin güvenilirlik, sağlamlık ve elastikiyet özelliklerinden nedeniyle, fazla geniş bir başvuru alanına sahip olacağını belirtmektedir. Parçalanmaya ve basınca dayanıklılığı doğruca “en iyi hidrojel” olma özelliği gösteren bu malzemenin dayanıklılığı, içerisinde bulunan cam liflerden geliyor. Bu kompozit malzemenin içerisinde oluşturulan iyonik bağlar doğruca, lifler ve hidrojel sımsıkı birbiriyle ast halde bulunuyor.
Aslında, hidrojellerin dayanımlarının artırılmasının başarılması ile diğer kompozit malzemelerin dayanımlarının artırılması yolunda da büyük bir adım atılmış oldu. Bu prensipten yola çıkarak, araştırma grubu, yumuşak malzemelerden biri olan kauçuk yapısının da güçlendirilmesi üstüne çalışmalarını devam ettirmektedir.
Bu malzeme, suni tendon üretiminde, hasarlı dokuların iyileştirilmesinde ya da yumuşak özellikte robotların yapılmasında kullanılabilecek.
Elde edilen bu malzemenin ayrıntılarına ilgili makaleden ulaşabilirsiniz.
Kaynak
http://www.sciencealert.com/scientists-invent-a-hydrogel-fabric-that-s-five-times-stronger-than-steel
İleri Okuma
Energy-Dissipative Matrices Enable Synergistic Toughening in Fiber Reinforced Soft Composites. Huang Y., King D.R., Sun T.L.,Nonoyama T., Kurokawa T., Nakajima T., Gong J.P. Advanced Functional Materials, 13 Jan 2017. DOI: 10.1002/adfm.201605350.
Devamını Oku

18 Eylül 2017 Pazartesi

İnsanlar bilime neden İnanmaz
- İNTERNET GÜNLÜĞÜ yazdı. 0


Neden hâlâ dünyanın düz olduğuna inananlar var?
2016’da pek çok bilimsel gelişmeye tanık olduk fakat gerçek gelişmelerin yanı sıra yalan haberler de gözümüzden kaçmadı. Örneğin dünyanın düz olduğu, iklimlerin değiştiği haberleri... Bilim insanları, ardında hiçbir dayanağı olmayan bu haberlerin neden uydurulduğunu bizler için araştırmışlar. Hatta bu akıma “anti-aydınlanma hareketi” ismini vermişlerdir.
Araştırmacılar, insanların bilimi reddetmelerine sebep olan birkaç anahtar faktör tanımlamışlar. Üstelik bu faktörler, kişilerin ne kadar eğitimli ya da ne kadar zeki oldukları ile hiç ilgili değil.
Yapılan çalışmaya göre; araştırmacılar, bilimsel gerçekleri reddeden kesimin, iklim değişikliği, aşı güvenirliği, evrim gibi bazı konular üzerinde yoğunlaştığını söylüyorlar. Ayrıca bu reddeden kişiler, tıpkı bilimi kabul edenler gibi bilimle oldukça ilgili ve iyi eğitim görmüş kişiler.
Sorun şu ki; gerçekler söz konusu olduğunda, insanlar bir bilim insanı kimliğinden uzaklaşarak, aşırı savunmacı bir yaklaşımla düşünmeye daha meyilli oluyor. Bilimsel bir gerçek üzerinde bu tarz düşünmek kişileri, tüm bilgi birikimi arasından sadece inanmak istediklerini seçip bunu doğrulamaya yönelik çalışmaya itiyor. Örneğin, iklim değişikliğinde insan faktörünün etkili olmadığını düşünen biri, bu sonucu destekleyen yüzlerce çalışmayı göz ardı ederek yalnızca ulaşmak istediği sonucu destekleyen fikirler üzerinde çalışacaktır. Bu tutum literatürde “bilişsel önyargı” olarak bilinmektedir.
Oregon Üniversitesi’nden araştırmacı, Troy Campbell’a göre; insanlar bilimsel gerçeklerden kaçmak için, dinsel, politik ve kişisel inançlarını öne sürüyorlar. Ayrıca, kendi görüşlerini destekleyen gerçeklerin de konu ile daha fazla ilgili olduğunu düşünüyorlar. Fakat gerçekler inançları ile ters düştüğü zaman inkâr etmeye gerek duymadan, gerçeklerin konu ile ilgili olmadığını savunuyorlar.
Bu çalışma, bir dizi röportaj sonucunda oluşturulmuş ve araştırmanın meta-analiz sonuçları yayımlanmıştır. Ayrıca sonuçlar, San Antonio’da Society for Personality and Social Psychology sempozyumunda sunulmuştur.
Bu çalışmanın yapılmasındaki amaç aslında; bilimsel iletişim hakkındaki yanlışların belirlenmesi ve bunların 2017’de çözüme kavuşturulmasıdır.
Bu çalışma yeni yayımlandığı için, nihai bir sonuca henüz ulaşılabilmiş değil fakat şimdiye kadar alınan sonuçlar, belirli bir konuda kendi gerçeklerine inanan kişilerin düşüncelerinin değiştirilebileceğine dair yeterli bilginin olmadığını gösteriyor.
Araştırmacılar, sorunun çözülmesi için insanların bilimsel gerçekleri kabul etmek konusundaki isteksizliklerinin nedenleri üzerinde düşünülmesini ve yeni fikirlerle tanışmaları için uygun zemin yaratılmasını öneriyor.

Peki bu bilimsel gerçekleri reddetme eğilimi nereden geliyor?

Araştırmacılara göre; problemin büyük bir kısmı, kişilerin politik ve sosyal bağlantılarından kaynaklanıyor. Yale Üniversitesi’nden Dan Kahan yaptığı açıklamada; insanlar eskiden de bilimsel gerçekleri, kendi görüşlerine göre seçerek ayırırlardı fakat bu şimdiki kadar büyük bir problem değildi. Çünkü eskiden bilimsel gerçekler politik ve kültürel liderleri destekleyecek şekildeydi ve halkı bu konuda yönlendirebiliyordu. Oysa şimdilerde, bilimsel gerçekler, kültürel üstünlük ile mücadele etmekte bir araç olarak kullanılmakta ve bu da bilimsel iletişimde problemlere yol açmaktadır.

Peki durumu iyileştirmek için neler yapabiliriz?

Araştırmacılar, kişilerin yüzeysel tutumları ile uğraşmak yerine motivasyonları üzerinden mesajlar yollamanın işe yarayabileceğini düşünüyorlar. Örneğin, iklimsel kuşkular üzerinde düşünecek olursak, bu konuda fikir birliği edilen kısım tespit edilip, sonrasında, bu düşünceleri düzene sokmak için mesajlar verilebilir.
Bu çalışmanın verileri, bir yandan toplanmaya devam ediliyor, bir yandan da farkındalık oluşturması ve fikir alışverişlerini geliştirmesi için bilim camiası ile paylaşılıyor
Araştırmacılar, “anti-aydınlanma hareketi”ni görmezden gelmeye devam etmenin riskli ve ağır sonuçları olabileceğini de belirtiyor. Örneğin aşılamaya karşı olan görüşler, insanların hayatına mal olacak boyutlara gelebilir ya da iklimsel kuşkular nedeniyle, ekonomik, sosyal ve ekolojik tehditlerin boyutları artabilir.
Araştırma ekibi son olarak; bugüne kadar önemli konuların anlaşılmasında, sebep ve kanıtların göz önünde bulundurulduğu ve bu gerçeklerin korkular, gelenekler, ilgiler ya da inançların gölgesinde kalmadığını fakat son bulgulara göre bu düşünme yönteminin saldırı altında olduğunu belirtiyor.
Kaynak
http://www.sciencealert.com/researchers-have-figured-out-what-makes-people-reject-science-and-it-s-not-ignorance
Devamını Oku

17 Eylül 2017 Pazar

CERN Çarpışma Deneyleri
- İNTERNET GÜNLÜĞÜ yazdı. 0


Geçen Aralık ayından beri, parçacık fiziği dünyası, CERN çarpışma deneylerinde görülmüş olabilecek potansiyel yeni bir parçacığın doğasıyla ilgili spekülasyonlarla çalkalanıyor.

CERN yöneticisi Fabiola Gianotti’nin planlanmmış bir duyuru olmadığını belirtmesine rağmen, teorik fizikçiler, Aralık ayının verilerindeki sıçramayı açıklamak için farklı yorumlar üretmeye devam etmekteler. Bunlar arasında, Kore-Amerikan işbirliği farklı bir yaklaşım öneriyor. Physical Review Letters’da yayınlanan makaledeki açıklamalara göre, belirli bir kütleye sahip bir tane parçacık yerine, bir çok parçacığın, gözlenen bu duruma sebep olması mümkün olabilir.
Bir buluş diyebilmek için yeterli kesinlik olmamasına rağmen, CERN açıklamasında, verilerdeki 750 GeV’de tespit edilen fazlalık tartışıldı (bu yaklaşık 800 protonun kütlesi eder).
“Bu çok şaşırtıcı bir duyuru ve aynı zamanda bir bulmaca oldu; çünkü, bu sinyalin gerçek bir sinyal olduğu ortaya çıkarsa parçacığın ömrü ve kütlesi, sadece bir parçacığın ötesinde başka bir şey ortaya koyabilir. Henüz bunun bir buluş olduğunu söylemiyoruz, daha fazla veriye ihtiyacımız var”, diyor makalenin yazarlarından, Kansas Üniversitesi fizik ve astronomi bölümünde doçent Kyoungchul Kong.

Fiziğin çok karmaşık olmasına rağmen, fizikçilerin 750 GeV’deki fazlalıkta neden bu kadar heyecanlandıklarının basit bir nedeni var. Eğer yeni bir parçacık olduğu bulunursa, parçacık fiziği hakkında şu an sahip olduğumuz en eksiksiz teori olan Standard Model tarafından tahmin edilmeyen ilk parçacık olacak. Bu, fiziğin yeni bir döneminin müjdecisi olabilir.
4 yıl önce Higgs Bozonu’nu açıkladığı konferans olan, gelecek hafta Şikago’da gerçekleşecek 38. Yüksek Enerji Fiziğinde Uluslararası Konferans’da CERN, 750 GeV hakkındaki güncel açıklamayı yapacak.

Kong: “Kuramcılar fikirler üretir, deneyciler fikirleri test etmek için deneyler uygular, sonra da sonuçları yayınlarlar - ve biz de anlamaya çalışırız. Fikirleri keşfederiz. Muhtemelen birçok fikir yanlıştır - ama biz onlardan öğrenir ve daha iyi fikirler ortaya atarız.”

Kaynak
http://www.iflscience.com/physics/the-mysterious-cern-detection-might-be-more-than-one-particle/
İlgili Makale
http://journals.aps.org/prl/abstract/10.1103/PhysRevLett.116.151805

Devamını Oku

Kitap Okuyanların Ömrü Yaklaşık 2 Yıl Daha Fazla
- İNTERNET GÜNLÜĞÜ yazdı. 0



Kitap kurtlarına iyi haber! Yapılan bir araştırmaya göre; her gün en az 30 dakika kitap okuyanlar uzun yaşamaya daha yatkınlar.
Yale Üniversitesi’nde, 50 yaş ve üzerinde 3,635 kişi ile yapılan çalışmaya göre; yalnızca haftada 3.5 saatlik okuma süresi farklı bile uzun yaşamaya yatkınlık üzerinde etkili. Yapılan çalışmaya göre, kitap okuma alışkanlığı olanlar, kitap okumayanlara göre ortalama 2 yıl daha fazla yaşıyorlar.
Bu çalışma, uzun yaşama ve okuma alışkanlığı arasındaki bağı ve okumanın zihni aktif ve sağlıklı olmasına yardımcı olduğunu göstermektedir.
Önceki yıllarda yapılan çalışmalarda da roman okumanın beynin dil becerileri ile ilgili kısmını uyardığı ve güçlendirdiği kanıtlanmıştı.
Ayrıca kurgu eserleri okumanın, empati yeteneğini artırdığı, insan ilişkilerini daha sağlamlaştırdığı ve kişileri daha mutlu ettiği yapılan çalışmalarla ispatlanmıştır.
Bu olumlu etkiler dergi ve gazete okuyan kişilerden ziyade kitap okuyan kişilerde daha fazla görülmektedir.
Araştırmacılar, kurgu yada gerçek roman okuyan bireyler arasındaki fark ve e-kitap yada geleneksel kitap okuyan bireyler arasındaki fark üzerinde çalışmaktalar.
Daha önceki yıllarda yapılan çalışmalarda; okuma alışkanlığının beyin aktivitelerinin korunması üzerinde pozitif etkilerinin olduğu ve bunama riskini azalttığı ortaya çıkmıştır. Buna ek olarak, okumanın stres seviyesini azalttığı da görülmektedir.
Kitap okumanın uzun yaşama üzerine olan net etkisinin kanıtlanması yıllar alacak olsa da; kitap okumaya vakit ayırmanın herhangi bir zararının olmadığı kesin.
Kaynak
http://www.sciencealert.com/spending-more-time-reading-could-help-you-live-longer-suggests-a-new-study

Devamını Oku

Einstein Bir Daha Haklı Çıktı
- İNTERNET GÜNLÜĞÜ yazdı. 0


Astronot Scott Kelly uzaydayken, o sırada ondan altı saniye daha büyük ikiz kardeşi Mark Dünya’da kalarak rölativiteye göre ondan biraz daha yaşlı oldu.
Öncelikle, genel bilgi için daha önce sitemizde yayınlanmış olan Zaman Kavramı ve İkizler Paradoksu yazısına başvurabilirsiniz. Einstein’in önermesine göre, zaman, hareket halinde olan nesneler için durgun olan nesnelere göre daha yavaş akıyor. Aynı zamanda kütle çekimine yaklaştıkça da daha yavaş akar. Scott Dünya’nın yörüngesindeyken, kardeşi Mark zamanı daha hızlı yaşıyordu.

Uluslararası Uzay İstasyonu’nda Scott Kelly
Uluslararası Uzay İstasyonu’nda Scott Kelly, Dünya’nın etrafında saatte 17,500 mil (28,000 km) hızla hareket ederken kardeşi Dünya’da ona göre durgun haldeydi. Daha hızlı hareket edip ivmelendikçe, zaman yavaşlar. Bu durumda Mark, Scott’a göre 5 milisaniye daha fazla yaşamış oldu.
Bu olay, “zamanın genişlemesi” olarak biliniyor ve Kelly kardeşler bu olayın iki durumunu da gözlemeyi sağlıyorlar: birbirlerine göre ne kadar hızlı hareket ettikleri ve ikisinin de kütle çekimine göreli yakınlığı.
NASA araştırmacıları, uzay yolculuğunun vücudu nasıl etkilediğini bu ikizleri kullanarak çalışacaklar. Yapılan çalışmalar Twins Study sayfasından takip edilebilir.

Kaynaklar
http://www.sciencealert.com/in-space-scott-kelly-aged-more-slowly-than-his-brother-on-earth-and-here-s-why
http://interestingengineering.com/astronaut-scott-kelly-aged-slower-than-his-twin-while-in-space/
Görsel Kaynaklar: NASA
Devamını Oku

9 Eylül 2017 Cumartesi

Batarya teknolojisinde nanokompozit dönemi
- İNTERNET GÜNLÜĞÜ yazdı. 0


Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nden Nanokompozit Batarya

Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nde yürütülen çalışmada geliştirilen nanokompozit malzemeler yeni cins cep telefonları ve tablet bilgisayarların bataryalarında kullanılabilecek.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Mühendislik Fakültesi Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölümünce yürütülen çalışmada kil ve kumun hammaddesi olan silika (silisyum dioksit), nanoteknoloji ile bir araya getirilerek, elde edilen nanokompozit (birbirinden farklı iki veya daha pozitif malzemenin bir araya getirilmesi ile imal edilen) malzemeler yeni tür cep telefonları ve tablet bilgisayarların bataryalarında kullanılabilecek.

Proje Yürütücüsü OMÜ Araç Gereç Bilimi ve Mühendisliği Bölümü Başkanı Doç. Dr. Engin Burgaz yaptığı açıklamada, üniversitenin bilim Araştırma Projesi (BAP) dahilinde nanoteknoloji (metrenin milyarda birinin kullanıldığı teknoloji) ile kompozit malzemeler geliştirdiklerini söyledi.
Sanayinin çoğu alanında kullanılmak üzere polimer (fazla parçalı) nanokompozit malzeme üretmeye başladıklarını belirten Burgaz, şunları aktardı:

"Çok parçalı ayrı nesil malzemeler (polimerik nanokompozit) geleneksel mikro ve makro kompozitlere oranla nispeten yüksek özellikler gösteriyor. Günümüzde adi metal ve metal alaşımların yerine farklı alanlara yönlendirilmiş yapılara sahip kompozit malzemeler kullanılmaya başlanmıştır. Bunun doğal bir sonucu olarak, kompozit malzemelerin endüstrideki önemi giderek artmaktadır. Dolayısıyla, üstün ve istenen özelliklere sahip ayrı matrislere ve destek elemanlarına sahip kompozitler geliştirilmektedir. Bu kapsamda kil ve kumun hammaddesi olan silika (silisyum dioksit) kullanarak elde ettiğimiz nanokompozit malzemeleri yeni tür cep telefonları ve tablet bilgisayarların bataryalarında kulanılacağız. Günümüzde kullanılan lityum iyon polimer bataryalarda katı elektrolit araç gereç olarak kullanılmasını öngörüyoruz."

'Bataryalar ısınmaya, patlamalara ve yanmaya aleyhinde dayanıklı olacak'
Polimerik nanokompozit malzemelerin en son geliştirilen kompozit malzemeler grubunu oluşturduğuna dikkati çeken Burgaz, geliştirdikleri malzemelerin bataryalarda kullanılabilmesi için elektronik mühendisleri ve sanayicilerle işbirliği yapılması gerektiğini belirtti.
Günümüzde kaynakları her geçen gün azalan doğal malzemelere alternatif durumundaki polimer nanokompozit malzemelerin yaygın bir uygulama alanına sahip olduğunu vurgulayan Engin Burgaz, şunları kaydetti:

''Polimerlerin işlenme kolaylığı, mekanik davranışları, elastik yapıları ve düşük yoğunluğa sahip olmaları kayda değer avantajlarıdır. Geliştirilen kompozit malzemeler daha fazla elektronik elemanlar, otomotiv sanayi, uçak sanayi alanlarında kullanılmaktadır. Bizim yaptığımız malzemenin yeni tür cep telefonu ve tablet bilgisayarların bataryalarında kullanılmasını öngörüyoruz. Ancak bunun için bu sektörde faaliyet gösteren sanayicilerimizle ve elektronik mühendisleriyle de birlikte yol almak istiyoruz. Sanayicilerimizle bir araya gelerek ürünümüzü dünyaya sunmak istiyoruz. Geliştirdiğimiz malzeme katı elektrolit araç gereç olarak kullanıldığı için bataryalarda ısınmanın, patlamanın ve yanmanın önüne geçecek. bununla birlikte çok daha uzun ömürlü olmalarını sağlayacak."
Devamını Oku